Uyuşturucu yüz kızartıcı suç mu ?

Mert

New member
Uyuşturucu ve Yüz Kızartıcı Suç: Bir Hikâyenin Peşinden Gitmek

Giriş: Bir Hikâye Paylaşmak İstiyorum

Merhaba! Bugün sizlerle bir hikâye paylaşmak istiyorum. Belki de hepimizin düşündüğü ama bir türlü tam anlamıyla konuşmaya cesaret edemediği bir konuyu anlatacağım. Uyuşturucular ve bunlarla ilişkilendirilen suçlar, toplumda sıkça karşımıza çıkar. Ancak, bu suçları ve onları işleyen insanları anlamak, bazen yargılamak kadar kolay olmayabiliyor. Bu hikâye, konuyu başka bir perspektiften görmenizi sağlayacak belki de. Hazırsanız, başlıyorum:

Hikâye Başlıyor: Hakan'ın Dönüm Noktası

Hakan, hayatını hep doğru yaparak geçirmeye çalışan bir adamdı. Çocukluğunda, ailesi ona hep doğruyu öğretmişti: çalış, azmet, dürüst ol. Ancak bir gün, şehre taşındıktan sonra, hayatının en büyük dönüm noktasına gelmişti. O güne kadar uyuşturucuya hiç ilgisi olmamıştı, ama bir gece, bir dostu onu bir yere davet etti.

“Bir arkadaşım var, sana çok kolay bir iş sunacak. Para kazanmak isteyen birine ne olur ki?” dedi dostu. Hakan, o ana kadar hiç düşünmemişti, ama içindeki belirsizlik ve bir şeylerin eksikliği onu biraz cesaretlendirdi. Arkadaşı, uyuşturucu satışı işinde bulunuyordu ve Hakan’a, “Bir kereden bir şey olmaz, sadece birkaç paket taşırız” diye önerdi. İşin başı, kimseyi zarara uğratmadan hızla ilerlerken, Hakan’ın içindeki vicdan sesleri de giderek artıyordu.

Bir süre sonra, Hakan’ın çevresi değişti. Hem dostları hem de hayatı bir başka yön aldı. Ancak, bir gün geceyarısı kapısı çalındı. Polisler geldi ve evini aradı. Üzerinde uyuşturucu buldular ve Hakan, hayatının en büyük hatasını yapmıştı. Ne olursa olsun, o geceden sonra, geçmişin hiç bir önemi yoktu.

Gizem: Meryem’in Bakış Açısı

Hakan’ın hikâyesini duyduğumda, Meryem hemen başını sallayarak “Bunu anlıyorum. Ama her şeyin arkasında bir hikâye vardır” dedi. Meryem, yıllardır sosyal hizmetler alanında çalışan bir kadındı. Gözleri, her durumda insanları anlamak için hep dikkatle odaklanırdı. O, Hakan’ın suçlu olup olmadığını değil, ona neyin yol açtığını görmek istiyordu. “Evet, o bir hata yaptı. Ama bir insan bu kadar kolay neden kayar? Ne olmalıydı, ne oldu ve neden sonunda geldiği nokta, toplum tarafından yargılanmaya bu kadar meyilli?”

Meryem, uyuşturucu kullanımının arkasındaki toplumsal sebepleri tartışarak, yoksulluk, depresyon, yalnızlık gibi faktörleri anlatıyordu. “Bazen insanlar sadece kendilerini gösterebilmek ya da rahatlayabilmek için bu yola saparlar” dedi. “Ve bir kez bu tuzağa düşen birini, sürekli suçlamak, çözüm değil, sadece daha fazla yaraya yol açar.”

Hakan’ın toplumdan dışlanması, onun bir insan olarak değerinin sıfırlanması gibi hisler uyandırmıştı Meryem’de. İnsanları yargılamak, tek bir davranışına dayalı olarak etiketlemek, onu yeniden toplumun içine almanın önüne geçiyordu. Hakan’ın yaptığı şeyin bir suç olup olmadığı sorusunun yanıtı, Meryem’e göre, tek bir olayla değil, toplumun ne kadar empatik olduğuyla da ilgiliydi.

Hakan’ın Arkadaşı: Strateji ve Çözüm Arayışı

Öte yandan, Hakan’ın arkadaşı Samet’in bakış açısı, daha çok bir çözüm odaklıydı. Samet, Hakan’ın bu işte “tuzağa düştüğünü” kabul etmekle birlikte, toplumsal yapının ve yasal sistemin de bunu bir çözüm olarak sunduğunu düşünüyordu. “Hakan, hayatını değiştirebilir. Belki de hepimiz yanlış yönlendirildik, ama bunu değiştirmek için adım atmalıyız. Uyuşturucu satışına karışmak, evet, suç ama bu suçun cezası, bazen çözüm olmaktan çok uzak olabilir.”

Samet’in yaklaşımı, sorunun sadece cezai yönüyle ilgilenmek yerine, daha geniş bir çözüm ve yapılandırma önerisi sunuyordu. Hakan’ı toplumun dışına atmak, onun yeniden toplumla bağ kurabilmesini engellemekti. Samet, Hakan’a olan desteğini hiçbir zaman kaybetmemişti. O, Hakan’ın rehabilitasyon sürecinde yeniden sağlıklı bir şekilde hayatına devam edebilmesi için toplumun doğru bir strateji izlemesi gerektiğini savunuyordu.

Toplumsal Çerçeve: Suçun Tarihsel ve Sosyal Yansıması

Ancak bu soruya verilecek yanıt, sadece bireysel bir hikâyeyle sınırlı değil. Uyuşturucu kullanımının ve ticaretinin tarihsel olarak toplumları nasıl etkilediğini görmek, bu konuyu anlamamızda bize yardımcı olabilir. Uyuşturucu, özellikle yoksul kesimlerin daha fazla maruz kaldığı bir olgu olarak ortaya çıkmışken, devletin bu konuda uyguladığı stratejiler de çok önemli.

Birçok toplumda, uyuşturucu suçları, sadece ekonomik zorluklardan değil, aynı zamanda toplumsal yapılar, eğitim sistemi ve sağlık politikalarıyla da ilişkilidir. Uyuşturucu ticareti yapan bireylerin çoğu, aslında bu yapılar içinde kendilerine bir yer bulmaya çalışırken, toplum tarafından “suçlu” olarak damgalanmışlardır. Sonuçta, bu soruya verilecek cevap, suçluluk ve mağduriyet arasındaki ince çizgide bulunmalıdır.

Sonuç: Suç mu, Yüz Kızartıcı mı?

Sonunda, Hakan’ın hikâyesinde olduğu gibi, her bir kişi kendi yolu üzerinde farklı kararlar alır ve bu kararlar, toplumsal yapının, kişisel duyguların ve stratejik düşünmenin etkisiyle şekillenir. Peki, uyuşturucu yüz kızartıcı bir suç mudur? Bu soru, sadece bir hukuk meselesi değil, aynı zamanda toplumsal değerlerin, çözüm yollarının ve empati anlayışlarının da kesiştiği bir noktadır.

Hakan’ın ve çevresindekilerin yaşadıkları, bize neyi öğretiyor? İnsanları suçlarken, onların arkasındaki toplumsal, ekonomik ve psikolojik faktörleri ne kadar göz önünde bulundurmalıyız?

Sizce, uyuşturucu suçları yalnızca cezai bir durum mu, yoksa toplumsal eşitsizliklerin bir sonucu olarak mı görülmeli? Bu tür suçları cezalandırmak yerine, toplum olarak onlara nasıl yardımcı olabiliriz?